biraz eski

tamamlanmamıs

çok yaşlandım gibi. 7 gün sonra doğum günüm. 27 mi oluyorum 28 mi öyle bişey. sanırım 27. ama geçen doğum günümden bu güne sanki iki yıl geçmiş gibi. ellime falan geldiğimde söylemeliydim bunu belki, ama hissettiğim bu. yaşlılık. fincanıma bakıp, kalbin kararmış abla dedi kız. ne renkti ki kalbim? kırmızı mı? pembe mi? nasıl kötü insan olunur biliyor gibiyim. ben kalbimin yerini kaybediyor gibiyim. biri bana kalbimi hatırlatsın diye dua ediyorum, yüzüme dokunsun. öpsün, çok sevsin beni, o çok sevdikçe kalbim renkten renge girsin.

işte çirkin yalnızlık. dilenci gibi.

uzar gider.

kız bana kötü düşüncelerin daha çabuk yayılan bi enerji olduğundan falan bahsetti. üzülme, sıkma canını dedi. bilirsin seni severim de dedi.  o kız sadece bir tanıdıktı ve bunları bana söylemesini gerektirecek kadar kötü durumda değildim.

insanlardan soğuyorum. onlardan biri ölse soğukta üşüyen kediye üzüldüğümden daha az üzülürüm. geçip gidiyorlar.

iş çok sıkıcı olmaya başladı. en iyi iş arkadaşım işten ayrıldı. yaptığım işten de sıkıldım. bi de fazla asi oluşumu sorguluyorum. sanırım az kişiyi sevmemle az kişi tarafından sevilmem paralel. işin de aptal beyinlerinizin de ve beni çevirdiğiniz bu halimin de içine edeyim. her şeyin başı lanet para.

ya hiç olmadığım kadar yalnızım.

aptalca hayaller kuruyorum. yine de iyi değil mi hayal kurmak. yani demek ki o kadar umutsuz değilim. 

kendini kandırmaca. kendini oyalamaca.

ne olacak tahmin edemiyorum. hayatım, hayatıma giren adamlarla şekilleniyor. en çok da bana, senden sonra hayvana dönüştüm diyen benden önce de hayvan olduğunu bilen adam. o çok değerliydi yakın zamana kadar. şimdi nasıl göründüğünü hatırlamıyorum. bana nasıl dokunduğunu unuttum. ona sarıldığım anda zamanın donduğu küçük bi anı var kafamda. 

alışılıyor.

dizide bi kız kimse aşktan ölmez dedi. kendimde kayıplarım var. ölüp duran küçük benler. ama kimse aşktan ölmüyor. aşksızlıktan belki.. öf.

bu susturamazsan devam eder. 

böyle ruh halleri gizlidir.

uyu deniz.

Herhalde deliriyorum. Bugün cok soğuk. En soğuk gün sanki. Yine cok hastayim. İse gittim kavga ettim. Kavga da kufrettim. Yoruldum. Tramvaya bindim gelirken. Boş bı yer vardı şansıma oturdum. Sanırım liseli falandi telefonuna mesaj geliyordu bı kızın. Sacmaydi ama ağlamaya başladım. Zaten hasta oldugum için kimse farketmezdi. İndim aglayarak eve yürüdüm. Gözyaşlarım belki donar diye düşündüm. Asansörde baktım yüzüme donmamış.
Cok deli kafam. Bitik. Dağınık. Saldırgan.
Bu sefer tedaviye ihtiyacım var galiba.
Bunlar bana acı diye değil. Bı zamanlar en yakınım oldugun için.sanki tek kafaydık ya ondan.
Bu bı hastalık. Gecer. Gecmek zorunda.

Ona mail attım. Okur. Cevap vermez. Sadece ulaşsındi.

 ben hayallerimi kaybetmişim. sanki biraz daha param olsaydı eğer ama yok. sorun hayalsizlik. sonra hayalsizliğin bedenimde yarattığı yorgunluk. oysa 2 hafta önce evlilik planları kuruyordum. o kadar saçma ki evlenmeyi hayal yaratmak için bulmuş olmalıyım. çünkü odaklandığım evlenme fikri koca adayının kusurlarını, ”aman olabilir” diyerek geçiştirmeme neden oldu. belki biraz vurdum duymaz ya da fazlasıyla hissizim. bu halimin, yakında, birdenbire başlayacak bi ağlama krizine dönüşmesi endişesi içindeyim. ağlamak öyle çekindiğim bi davranış değil. değil de. işte ben sıradan insanların arasında, sıradan dedikodulara malzeme kaynağı olabilirim. aslında bu da beni rahatsız etmez. beni rahatsız eden artık boğulmak üzere olduğum bu insanların arasından nasıl sıyrılacağımı bulamamak. şu altı aydır napıyormuşum. en son bi arkadaşım sordu, ”napıyorsun sen ya” dedi. ”normal” dedim. sonra kız kardeşim sordu ”abla napıyorsun” dedi. ”iyi” dedim, ”normal” . sonra bi kaç yalan duydum. duyduğum an yalan gibi gelmedi. normal geldi. sonra bi kaç doğru duyduğumda anladım ki çelişkili bir şeyler var. çelişki ve belirsizlik beni sinirlendirir, sıkar. sinirlendiğim zaman ani kararlar alırım. sıkıldığım zamansa kendimi durdurmam. her neyse işte. bu tıpta mıpta adı geçen kişilik bozukluklarından birine sahipti sanırım. iyi oldu be, bitti kurtuldum zırva hayalimden. o zaman hayalsizlik zırva hayallerden daha iyi gibi.

Yalan söylemekten utanmayan dindarlardı. İnandırırlardı yalanlarına. İftira diye bir şey vardı. Kendimi nasıl dahil etmiştim bu insanlara? Biz saf ve temizdik. Büyüdükce ve belki yaşlandıkca daha iyi anlarım sanıyordum ya insanları, daha çok karıştı kafam.

Bazen ne istediğimi unuturum. Hersey basit ve karmasikken ben ikisini birbirinden ayırt edemeyebilirim. Erkekler gibi küfür ederken yüzüme bakan narin kızlardan utanabilirim. Yüzüne yakışmıyor derler. Yanakların derler. Yanaklarım derim içimden onları o seviyordu siz sevmeyin. Ve sol yanağımda onu taşırım ben siz görmezsiniz. Ondan hiç vazgeçmedim. O gitti. Sonra ben neden öyle cok sevilmek istedim ki.